20 Mayıs 2010 Perşembe

Ve ortalık karışır...



Aziz Yıldırım, Rüştü, Melih Gökçek ekseninde gündem ve hedef değiştirme hareketleri.
Rüştü Fenerbahçe'nin o haftaki rakiplerine başarı dilekleri iletmiş. Melih Gökçek'in durumu zaten yeni bir şey değil. Neden şimdi konuşuluyor, tek sebebi hedef değiştirme.
En azından hatanın kendisinde olduğunu kabul etti Aziz Yıldırım. Ancak bunun hangi hata olduğunu söylemedi. Benim çıkarımım, bahsettiği bu hatanın Daum'un getirilmesi olduğunu düşünüyorum. Yani hata benim, Daum'u getirmemeliydim'e geliyor. Sonuç olarak gene asıl sorunu es geçmiş olduk. Dengesiz ve sığ bir kadro, kanatsız bir takım ve TD'nin sürekli işine karışılması. İstikrar, istikrar denilen şey nedense hep yönetim için işliyor, şampiyon olamayan her TD gönderiliyor. Gene aynı tas, aynı hamam.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Daum



1 sene önce Daum Fenerbahçe'nin başına tekrar getirildi. Hem de gönderildiği zamanki maaşının 2-3 katıyla. Bu ne demek? Biz seni gönderirken acele karar aldık, hata yapmışız. Senden sonraki TD'lerde senin yarattığın takımı bulamadık vs. demek. Peki, Daum geri dönüyor, hem de Denizli'de yaşanan trajedinin bir tıpkısıyla. Bu durumda Daum'un tekrar gönderiliş eylemi, Daum'un getirilişindeki fikirlerle çelişmiş olmuyor mu?

Kupanın çok olduğu durumlar


Göremeyenler için, resimdeki kupanın üstünde yazan: "Bu kupa sana çok bile Fenerbahçe"

Fenerbahçe son yılların en başarılı spor kulübü. Çoğu spor alanında ya şampiyon oluyor ya da final oynuyor. Bu sebeple de hep göz önünde. Futbolda son 6 senede, geçen sene hariç hep 1. veya 2. sırada bitirdi. Diğer branşlarda da benzer başarılar ve yüksek performanslar var. Bunun bir sonucu da göz önünde olmaktır ve sürekli göz önünde olursan her yaptığın hata, yanlış hatta sana yapılan iftira bile bir yerde birikir, senin aslında diğerlerinden pek bir farkın olmasa bile.

Fenerbahçe antipatisi özellikle bu sene iyice görünür hale geldi sanki. Galatasaray, Beşiktaş taraftarları için bu gayet normal, çünkü taraftarlar genelde rakiplerini pek sevmezler. Ancak rakip taraftarların bu duygularına yok Aziz Yıldırım yüzünden, yok Emre yüzünden vs. diye mazeret üretmelerine lüzum yok. Çünkü ezeli rakip taraftarları böyledir, kimse ezeli rakibi tarafından geçilmek veya onun karşısında haksız durumda olmak istemez. Bu sebeple de siyah-beyaz görürler, rakip takımın oyuncusu itiraz eder, faul yapar çirkef olur. Kendi oyuncusu yapınca takımın hakkını savunandır, azimlidir, haklıdır, taktik gereği veya istemeyerek faul yapmıştır. Bu tarz düşünenler özellikle söz konusu futbolsa etrafımızda bolca vardır.

Bu nefretin ardındaki sebep Aziz Yıldırım'dır diyenleri ben pek samimi bulmuyorum. Çünkü Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Melih Gökçek, Çetin Sümer ve Adnan Polat'tan daha kötü bir figür değil. Hatta bu saydıklarımın bazılarından daha iyi de bir figür. (En azından rakip takım kazanınca, kalecileri şike yapmakla suçlamadı. İstese bunu 2 sene evvel Galatasaray - Denizlispor maçında Hamidou için diyebilirdi.) Aziz Yıldırım sahte bir kurumsallık perdesinin ardında bir diktatörlük rejimini akla getiriyor olabilir. Yalnız bu sadece Fenerbahçe'ye özgü bir durum değil, Türkiye'de yöneticilik maalesef böyle algılanıyor, bunu TSL'nin diğer kulüplerinin başkanlıklarında da görebiliriz. Zaten başkanlardan beklenen de bu, böyle davranmadıkları zaman otoritesiz olarak algılanıyorlar. Takımlarıyla ilgilenmiyorlar, gerekeni yapmıyorlar deniliyor. Onlara göre, başkandan beklenen, takım bir maçta kazanmayınca hemen müdahale etsin, oyuncuları azarlasın veya TD'yi göndersin. Yani birşeyler yapıyor görünsün, gelecek, sistem vs. önemli değil, günü kurtarsın yeter. Türkiye'deki TD istikrarsızlığının temelinde bu anlayış yatar.

Aziz Yıldırım'ın diğer yönetimlere nazaran başarısı ise, kulübe mali açıdan bir istikrar sağlaması. Bu nedenle Fenerbahçe hem halk hem de medya gözünde zengin kulüp olarak anılmaya başlamıştır. Tabii zengin yaftasını yedin mi, otomatik olarak diğer yaftaları da yiyorsun bu ülkede, "dini imanı para", "herşeyi parayla çözmeye çalışan kulüp", "parası var ya herkesi satın almıştır". vs.
Türkiye'de fakir edebiyatı "kötü adam yaratma"da bir kısayoldur. Bu sebeple de zenginlere iyi gözle bakılmaz. Zengin oldukları için kesin çalıp çırpmışlardır diye bakılır. Fenerbahçe antipatisinin bir dalının da bu olduğunu düşünüyorum. Bazı kimselerin gözünde Fenerbahçe zenginlerin tuttuğu takım, onunla rekabet edenler ise fakir ama gururlu kişiler. Bir Yeşilçam hayali, gerçeklikten kopuş, sanalı realiteyle bulamak.

2 sene evvelki filmin kahramanları: Galatasaraylılar fakir ama gururlu ve "ruh"lu, Fenerbahçeliler zengin ve şımarık "ruh"suzlardı. Filmin sonunda gülen ise Yeşilçam'ın müzmin galipleri. Şablon hep aynı, karakterler değişiyor. Şu kadar kazanan Bosna Hersek TD'si takımını Dünya Kupası'na taşıdı. Onun 10 katı kadar kazanan Fatih Terim'in takımı gruptan çıkamadı. Parayla bu işler olmaz, "yürek" gerek vs. Bu tarz haberler bazı durumlarda başarının (veya bazı durumlarda eleştirinin) hikayesini dramatikleştirerek bir şablona oturtma hevesinden de kaynaklanabilir. Sorun fikirlerimizi bu sanal yapının üzerine bina ettiğimizde başlar.

Bir de oyuncuların karakterleriyle ilgili sayıklamalar. "Çirkef"ler, "karaktersiz"ler havada uçuşuyor. Emre sarı kart görmeliymiş, sanki sarı kart görmemesi Emre'nin kabahati. Bilica çok sert giriyormuş, sanki her maç birini sakatlamış. Lugano faul yapıyormuş, sanki ligin diğer stoperleri faulsüz oynuyorlar, çok centilmenler. Bu böyle gider. Ben bu tarz "karakter tahlil"lerine karşıyım. Çünkü futbolcuların oyun sırasındaki karakterleriyle, gerçek hayattaki karakterleri örtüşmek zorunda değildir. Hatta bu sanal "karaketer tahlilleri" üzerinden bir takıma nefret kusmaya hepten karşıyım. Her taraftar takımındaki oyuncuların hakemle konuşmamasını, oyununa bakmasını, tamamen centilmen olmasını ister. Keşke hayat bayram olsa'dan pek bir farkı yok.

Sonuç olarak, Fenerbahçe son yıllarda hep göz önünde olduğu için, yönetimin veya futbolcuların yaptığı hatalar daha göze batar hale gelmiştir. Son zamanlardaki antipati yığılmasını buna bağlıyorum.

Polis Müdahale Etti... (alıntı)





Papazın Çayırı'ndaki yorumlardan alıntı.

http://papazincayiri.blogspot.com/2010/05/bir-aziz-yldrm-yonetimi-klasigi.html#comments

Mel dedi ki...
18 Mayıs 2010 07:20


Bir alinti:

Migrosta neler oldu?
Bursa maçının 2-2 olduğu stad hoparlörlerinden anons edilince her renkdaş gibi çok sevindim. Maçın bitiş düdüğüyle beraber migros üstten‚ sahanın içine doğru koşmaya başladım. Yine de emin olamadığımdan dolayı hafif bir tedirginlik hâkimdi‚ topluluga ve bana.
Sahanın içinde hepimizi yıkan o anonsu duydum. Adam resmen Şampiyon Bursa diye bağırdı ve sahayı boşaltın dedi. Sanki babasının sahası gibi insanları kovdu. Neyse‚ boynum bükük migrosa geri tırmandım. İnsanların hepsi aynı tepkileri veriyordu; bu adam kim? Kimi kandırıyor? Böyle saçmalık‚ sorumsuzluk olmaz!
38 numaralı kapının önünde arkadaşlarımı beklemeye başladım. Bir anda en soldan (deplasman takımı tarafından) polisler birikti. Ve o taraftan başlayarak insanları coplamaya‚ tekme tokat dövmeye başladılar.Bir Fenerbahçeli abımızın koltuklar arasında yerde olduğunu gördüm. Polisler yere kapanmış adama olanca güçleri ile vuruyor‚ yanındaki oğlu çığlık çığlığa ağlıyordu.
Ben yardım etmek için ve polisleri durdurmak için; Lütfen vurmayın kalkamıyor adam dedim ki‚ sen bana işimi mi öğretcen lan diyerek benim merdivenden aşağı savurdu bir polis. Ardından aynı polis merdivenin yan tarafından (yaklaşık 2 metre ) birini sırt üstü yere fırlattı.
O renktaşımız kıpırdayamıyordu‚ bir tarafı kırıldı sandım. Sürükleyerek uzaklaştırmaya çalışırken‚ polisler bana da vurmaya başladılar. Arkadaşı kenara çektik‚ hala kalabalıgın cıkmasını bekliyorduk. Bir anda polisler üzerimize hücum etti‚ kendilerine ne bir şey attık‚ ne küfrettik. Adeta düşman ordusuna saldırır gibi‚ içerisinde cocukların‚ bayanların olduğu gruba hücum ettiler.
Fenalaşan insanlar‚ haksız yere dayak yiyip ağlayan insanlar her taraftaydı. Bulunduğumuz yerde değil Trabzonlu görmek‚ insan bile göremiyorduk. Ona rağmen acımasızca dövüldük. Bana cop sallayan polislerin yüz ifadeleri gün gibi aklımda‚ öyle bir nefret‚ hınçla sallıyordu ki copu‚ yiyen beş dakika kendine gelemedi. Polis hücumu durdu neyse ki‚
Biz öyle sandık‚ meğerse yorulmuşlar dinleniyorlarmış‚ migrosun yüksek merdivenlerinden bayanlar ve çocuklar daha zor iniyorlar hatta yavaş iniyorlar. Polis arkadan kovalayınca izdiham oldu.
Duruldu sanmıştık ki‚ yeni bir polis hücumu başladı.
Bilenler bilir‚ migros çıkışında bir köşe var‚ aynı çıkmaz sokak. İnsanlar en uzak yeri çıkış sanıp oraya doğru yürümeye‚ hatta birbirini ittirmeye ezmeye başladı. Taraftar grubunun en arkadasında polislerin önündeydim. Nefretle‚ kinle saldırıyorlardı‚ bir an bursanın şampiyonluğunu bizi döverek kutladıklarını!!! düşündüm. Neyse‚
Ben de kaçarken bi anda köşede sıkıştım. İnsanları duvarın öte tarafına attık. Daha sonra kendimi duvara çıkardım ve öte tarafa atlayıp‚ yardım istemeye koştum.
Öte tarafta ne göreyim. Bir tane polis yok‚ bir tane olay yok. Herkes rahat rahat duruyor. Ama duvara yakın kısımda ağlayan cocuklar‚ kızlar yakınları duvarın öbür tarafında ezilen insanlar. Güvenlik görevlisi buldum bi tane‚ yardım istedim. Öte tarafta insanlar köşeye sıkıştı‚ dayak yiyorlar‚ eziliyorlar dedim. Ne yapabilirm cevabı‚ mide boşluğuma yumruk oldu. Sinirden‚ çaresizlikten ağlamaya başladım. Duvara tekrar tırmandım‚ yardım etmek için‚ insanların çoğu çıkabilmiş Allahtan.
O sırada bir baktım‚ polis kamerası olayları çekiyor.Bi şey yapmadık diyorum. Gelen cevap adeta ikinci bir yumruk oldu. Bu bir toplumsal olay‚ adam seçemeyiz. Sen iyi bir cocuğa benziyorsun arada kalma dedi.
Arkadaşımızın kafasına taş geldi‚ hastaneye kaldırıldı diye savunma yapıyor üstüne üstlük. Koca taşı içeri niye alıyorsunuz kardeşim. Kapıda siz aramıyor musunuz bizi? Apış arasına kadar yoklamıyor musunuz? İçi boş plastik vuvuzelayı sokmuyorsun. Koca taş içerde.
Son sözümdür ki‚ haftaya kombinemi alıyorum. Takımımızı desteklemeye devam. Ama yönetimden ricamdır. Lütfen stada polis‚ en azından çevik kuvvet almayın.Laftan anlamıyorlar‚ insanlık bilmiyorlar.
Bu yaşananları yönetime iletebilirsek‚ bu tarz olayların önüne geçmiş oluruz.

ve


Cahit Binici dedi ki...
18 Mayıs 2010 10:21


aşağılık polis coplarina sahit olan ve maruz kalanlardanim. yukarida anlatilan milgrostaki olaylarin ben de tam ortasindaydim. en son kadincagiz "yavrumu bulamiyorum diye agliyordu". o kadını kaybettim kalabalıkta. akıbeti nedir olayin cok merak ediyorum. emniyetin toplumsal olay karsisindaki holigan ve vandal tavrindan tiksiniyorum artik. tarafisiz bir polis teskilati istemek sucsa da umurumda degil. her sehirde bu durum boyle. polis teskilati resmen takım tutuyor. trabzonda, ankarada hemen hemen her sehirde bu durum boyle.

ve


Maximus dedi ki...
18 Mayıs 2010 23:11


Bende kız arkadaşımla beraber migros tribününden çıkarken birden ne olduğunu anlamadan arkadan bir kuvvet itmeye başladı. Bir anda sıkıştık kaldık orda. kız arkadaşım "nefes alamıyorum" diye bağırıyor bende bir yandan onu korumaya çalışıyorum. Şu an şunları yazarken bile gözlerim doluyor, kötü oluyorum. Sevdiğiniz birinin gözünüzün önünde ölmesini seyretmek ve o anda hiçbir şey yapamamak nasıl bir duygudur emniyete teşekkür edenler bilebilir mi? Arkada kalan arkadaşımın gözlerinin önünde çocuğunun korumaya çalışan adamın dayak yemesini nasıl izah edebilirler? Tam o anda yüzü hala gözümün önünden çıkmayan bir abi kız arkadaşımı o ölüm makinesinin içinden çıkardı ve migros tribünün en köşesine çıkabildik. Kız arkadaşım ağlıyor, ben onu sakinleştirmeye çalışıyorum ama hala insanların haykırışlarını duyuyorum. O anı kelimelerle anlatmak inanın çok zor. Fenerium tribününden bir cam kırıldı da oraya geçip çıktık dışarı. Arkada kalan insanlar ne oldu bilmiyorum. Düşünmek istemiyorum. İnsanlar yavaş yavaş hiç bir olay çıkartmadan ayrılırken arkadan saldıran polise emir veren kim? O tarafta sorumlu amir kim? Eğer yönetimin insani bir yanı kalmışsa ki ben kaldığını düşünmüyorum Migros 39 numaralı kapı girişi önündeki kamera görüntülerini yayınlarlar. Herşeyi açıklar o kamera ama eminim ki herşeyi hasır altı etmekten çekinmeyen polis ve yönetim bunların kimsenin eline geçmesini istemez. Polise teşekkür haysiyetsizliğin göstergesidir. Eğer şikayet edeceklerse de ip adresimden bulup şikayet etsinler bu lafımdan dolayı.

Allah bana ve kimseye böyle bir anı yaşatmasın bir daha. Yıllardır taraftarlıktan çıkarılıp müşterileşmeye götürülen yolu çok net gördüm o gün ve hiçbir beklentim olmadan yaşadığım sevgiyi öldürdüler. Artık Fenerbahçeli filan değilim. Bu sözleri yazacağıma hayatta inanamazdım.

Daum kalsın mı gitsin mi? Esas soru Daum'un kalması veya gitmesi değil. Takımı teknik direktörün oluşturup oluşturmayacağıdır. Daum'a bu yetki verilmiyorsa, kalmamalıdır. Bu yetkinin verileceği bir kişiyle anlaşılmalıdır. Takım üzerindeki otoritesini kuramayan bir teknik direktör, istediği futbolu da oynatamaz. Esasen bunların sorumlusu Aziz Yıldırım. Futbol yönetimini tamamen teknik direktöre bırakıp, sadece kulüp işleriyle uğraşmalıdır.

Düzen böyle devam ederse, oyuncular da teknik direktörün herhangi bir yaptırım gücü olmadığını kanıksar ve teknik direktörün dediklerini uygulamak konusunda istekli olmazlar. Çünkü bilirler ki, kendilerini işlerinden edebilecek tek kişi başkandır, TD değil. Bu düzende hiçbir TD'nin başarılı olması mümkün değil zaten. Aziz Yıldırım futbolu bizzat yönettiği, soyunma odalarına girip talimat, taktik, ayar verdiği sürece hangi TD'yi getirirseniz getirin, kalıcı bir başarı oluşturamazsınız.

Kriz Yönetimi


Şampiyonluğun kaybedilişindeki trajediden sonra itidal çağrısı yapan bir yönetici çıkmadı. Takımı, taraftarı, kulübü toparlayacak bir adamakıllı yönetici yok mudur bu takımda? Çıkıp diyecek ki, şampiyonluğu kaybettik, ancak bu seneki hatalarımızdan ders alarak seneye daha iddialı bir takım kuracağız, merak etmeyin, göreceksiniz. Bu seneki şampiyonluğu kaybetmek dünyanın sonu değil vs. Hemen maç sonrası kulübü toparlayacak bir yönetici bile mi yok, yoksa gerek mi görmüyorlar?

18 Mayıs 2010 Salı

Şampiyonluk gitti, önümüzdeki maçlara bakacağız


Bundan sonraki ilk hedef ŞL'ye katılmak. İlk turda seri başıyız, rahat bir kurayla sorunsuz geçebiliriz. Ancak ikinci turda seri başı olmadığımızdan zorlu iki maç bizi bekliyor olacak. Tabii bu turda Tottenham ve Zenit gelmediği sürece turu zorlayabiliriz.

Methal



Çeşitli konular üstüne düşüncelerimi içeren bir karalama defteri